Yer çekimi film izle

ABD’de 1950’li yıllarda her eve televizyon girmesi yüzünden sinemada film izleyenlerin sayısı azalmıştı. Hollywood, salonlara seyirci çekmek için geniş ekran, technicolor, cinerama, 3D gibi numaralara başvurmuştu. Türkiye’de ise aynı problem 70’li yıllarda yüzünü gösterince, seks filmleri furyası başlamıştı.

Şu günler ise dünya çapında ikinci benzer bir kriz yaşanmakta. Filmlerin yüksek çözünürlüklü kopyalarının internet üzerinden kolayca izlenebildiği veya indirilebildiği günümüzde her geçen gün daha çok stüdyo, filmlerinin sinema gösterimi ve DVD, Blu-Ray veya dijital kopya sürümü arasında geçen zamanı azaltıyor. Bir bakıma korsan kopyalarla savaşmanın tek yolu bu.

Fakat bu arada birçok film evde, çoğunlukla küçük bilgisayar ekranında izlendiğinde edinilen deneyim aynı olmuyor. Bu gözlem filmden filme değişiyor tabii ama, halen bazı özel filmlerin küçük ekranda izlendiğinde gerçek sinema deneyimine uzaktan bile dokunamadığını düşünüyorum.

Son umut ile son on yılın belki de en iyi bilim-kurgu filmini yaratmış olan Alfonso cuaron’dan gelen Yerçekimi filmi, tam böyle bir film işte. Siz siz olun, bulabileceğiniz en büyük ekranlı salonda, mümkünse üç boyutlu izleyin. Eğer ev kamerasıyla çekilmiş kötü kaliteli bir torrent versiyonu indirip, laptop ekranında izlerseniz, Yerçekimi deneyimine katılmadınız demektir, bu kadar basit.

Sinema deneyiminin öneminin sorgulandığı şu günlerde Yerçekimi, sinemaları savunan tarafa resmen ilaç gibi gelecektir. Yerçekimi, baştan sona nefes kesen bir deneyim, görsel, işitsel ve teknik bakımdan unutulması zor bir gösteri, muazzam, harikülade, etkileyici, heyecanlandırıcı, ağızları açık bırakıcı ve aklınıza başka hangi abartı film eleştirisi klişesi gelirse eminim ki hepsi uyar. Sinema bilet fiyatlarının her geçen gün yükseldiği günümüzde evden çıkmaya değer nadir filmlerden biri.

Tamamen Dünya’nın yörüngesinde geçen Yerçekimi, basit ama mükemmel bir biçimde elden geçirilmiş bir ‘yaşamda kalma gerilimi’ yaratıyor. Büyük ihtimalle en az on dakika süren tek bir çekimle Cuaron, sabırla astronotlar Ryan Stone (Sandra Bullock) ve Matt Kowalski’nin (George Clooney) tamir ettiği uzay mekiğine yaklaşıyor. Cuaron’un Son Umut’taki uzun tek planlarını andıran bu muazzam çekim, tehlike başlamadan önce meditasyonel bir biçimde uzayın sakinliğine alıştırıyor seyirciyi.

Bu noktadan sonra, yüzeyde patlayan bir füzenin uzayda yarattığı enkaz yüzünden ekibinden ayrılan Stone, Kowalski’nin yardımıyla astronot elbisesindeki oksijen bitmeden dünyaya geri dönmek amacıyla ölümcül uzay ile savaşmak zorunda kalıyor. Bu noktadan sonra tabii ki bir sürü sürpriz var, ama onları bozmak kanımca bu filme saygısızlık olur.

Cuaron’un çoğunlukla bilgisayar ortamında yaratılmış ‘kamerası’nı kullarak yarattığı uzay çekimleri daha önce hiç bir filmde görmediğim bir görsel hafifliğe sahip. Uzayın içinde sanki eforsuzca süzülen, akıcı bir biçimde ekstrem geniş çekimlerden yakın çekimlere ve değişik açılara dönüşen kamera, seyirciyi pasif bir izleyici yerine, her gerilim veya huşu dolu anı yaşayan sessiz bir katılımcıya dönüştürüyor.

Stone uzayda panik içinde kaybolurken aynı plan içinde yakın çekimden karakterin gözünden çekime, oradan da tekrar yakın çekime kayan sekans, Cuaron’un benzersiz bir deneyim yaratmak için kendini ne kadar adadığını gösteren pek çok örnekten biri sadece.

Yerçekimi’ni bu haliyle beyazperdeye taşımak Cuaron için kolay olmamış. Oğlu Jonas Cuaron ile senaryoyu yazdıktan sonra filmin bir yıl içinde bitirebileceğini zannetmiş ilk başta. Fakat aradan dört yıl geçtikten sonra kendisi ve efsanevi görüntü yönetmeni Emmanuel Lubezki, halen istedikleri çekimleri gerçekleştirebilecek bir teknoloji yaratamamışlar.

Uzun yıllar süren denemelerden sonra ikili ‘Kafes’ ismi takılan, aktörlerin kontrollü statik bir mekan içinde dururken ışıkların etraflarında dolaştığı bir sistem yaratmışlar. Bu statik çekimlerden sonra arka planlar sonradan bilgisayarda yaratılmış.

Bu tür yaklaşımlar genelde Yıldız Savaşları Prequelları ve 300 spartalı gibi, aktörlerin etraflarındaki dijital dünyalara rağmen küçük bir yeşil ekran stüdyoda olduklarını belli eden limitli ve yapay bir görsel yapı yaratır. Fakat Yerçekimi’nde Lubezki’nin usta kamerası, Cuaron’un her daim yaratıcı görsel ve hikaye yaklaşımı ve aktörlerin projeye olan bariz saygısı, özellikle konu Sandro Bullock olduğunda, filmin yarattığı gerçekçiliği seyirciye satmayı başarıyor.

Sandra Bullock’un hiçbir zaman büyük bir hayranı olmadım ama filmde yarattığı gergin ve kuvvetli performansı karakterin içinde bulunduğu imkansız durumu seyirciye hissettirmek bakımından, neredeyse çığır açan görsel efektlerden bile daha önemli oluyor işin sonunda. Bullock, rolüne o kadar detayla yaklaşmış ki, Cuaron ve Bullock sadece karakterin hangi durumlarda nasıl nefes alıp vermesi gerektiğini bile aylarca tartışmışlar. Bu denli detay dikkati, Bullock’un peformansının her karesinde kendini gösteriyor. Konu karakterin geçmişindeki bir trajediye geldiğinde ise Bullock, kendisinden daha önce görmediğim bir içtenlik sergiliyor.

Alfonso ve Jonas Cuaron senaryoyu yazarken kolayca eğlence parkı stili gerilim dolu görsel bir deneyim ortaya koyabilirlermiş. Fakat bunun ötesinde filmin senaryosu ve karakterin geçmişindeki trajediye oranla, geçirdiği yaşamda kalma yolculuğu yeniden doğma ve ümit temalarını mükemmel bir ekonomi ile ekrana taşıyor.

Yerçekimi, yılın en iyi filmlerinden biri, belki de en iyisi, ve sinemada izlenmeyi hak ediyor

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s